Eğitim ve sınav sistemi
Aslında herkes dahi olabilir. Ancak bir balığın yeteneğini ağaca çıkması ile ölçersiniz hayatı boyunca kendisinin aptal olduğunu düşünecektir..
- Albert Einstein
Explain these bad grades :)
Üniversiteye girmek hiç bu kadar kolay olmamıştı.
Kontenjanların artması ile birlikte çoğu öğrenci istediği üniversite olmasa bile istediği bölümü kazanacak tabi bu geçici bir sevinç olacak çünkü Her zaman dediğim gibi okul bitince iş bulmak okulu kazanmaktan çok daha zor .Abbas Güçlü de bu minvalde bir yazı yazmış aşağıda yazıyı okuyabilirsiniz.
Üniversite sayısı 170’i aştı. Birkaç yıla kadar 200’ün üzerine çıkarsa hiç şaşırtıcı olmaz. Peki, bu sağlıklı bir büyüme mi? Evet ya da hayır demek o kadar zor ki! Her iki cevabı da destekleyen ya da çürüten çok sayıda argüman var.
Örneğin son iki yıldır, üniversitelerde 100 binin üzerinde kontenjan açığı var. Bu yıl, bu açık, daha da artabilir. Çünkü artık gençler, mezun olduklarında iş bulamayacakları fakültelere itibar etmiyorlar. YÖK ise kontenjanları makul sayılara indireceğine, bu yıl 10 bin daha artırmış…
Madalyonun bir yüzünde, giderek boş kalan üniversiteler varken öte yüzünde yükseköğrenimdeki okullaşma oranımızın düşüklüğü dikkat çekiyor. AB ortalamasının çok gerisindeyiz. Bu yüzden ne kadar çok üniversite açılsa, ne kadar çok öğrenci alınsa yine de onlara yetişmemiz kolay değil, gerçeği ile karşı karşıyayız.
Yani tam bir kaos söz konusu. Ve bu kaos, önümüzdeki yıllarda, pek çok üniversiteyi, kapısına kilit vurma noktasına getirebilir…
İlgi azalıyor
Katsayıların kaldırılması nedeniyle üniversiteye başvuran aday sayısında göreceli bir artış oldu ve bu yıl, 1 milyon 700 bin başvuruyla rekor kırıldı. Ama daha çarpıcı olan birinci basamak sınavı YGS barajını, 1 milyon 300 bin aday aşmasına karşın, bunlardan sadece 800 bini LYS’ye başvurdu. 500 bin basamak sınavına girme gereği bile hissetmedi. Aynı şekilde LYS’ye girenlerden en az 200 bini hiç tercih yapmazsa, yani üniversiteye giriş hakkını kullanmazsa, bu da hiç şaşırtıcı olmamalı.
Reform neden şart?
Oysa 180 barajını aşan her aday, kontenjanlar dolmadığı için puana bakılmaksızın mühendisliğe de, iktisat-işletmeye de rahatlıkla girebilir. Ama girmiyorlar.
Bunun nedeni de çok basit! Girip de, mezun olsa bile iş bulamayacak!
Bu yüzden, iddia ediyoruz, üniversiteyi kazanmak, hiç bu yılki kadar kolay olmayacak…
Tanımlanmış ve eğitimi yapılan meslek çeşitliliği bizde 900 civarında. Oysa gelişmiş ülkelerde bu sayı 10 binin üzerinde. Yani bizde olduğu gibi, hâlâ on binlerce istihdam fazlası olan alanlara eleman yetiştirme yerine, toplumun ihtiyaç duyduğu farklı alanlara yetişmiş insan gücü yetiştiriyorlar. Böylece hem mezun olan gençlere iş olanağı sağlanmış oluyor hem de her mesleğe yönelik kalifiye elemanlarla ülkenin yaşam standardı yükseltiliyor.
Vakıf üniversiteleri
Ülkemizde de üniversiteler ve gençlerimiz için ille de bir şey yapılacaksa, ilk yapılacak iş, yükseköğretimin yeniden yapılandırılması olmalıdır. Böylece, kırk yıl öncesinin koşullarına göre yapılandırılmış üniversiteler, günümüze göre yeniden dizayn edilecek, bundan da ülkemiz kârlı çıkacaktır.
Peki, bu gerçekleşir mi?
Kesinlikle gerçekleşmesi gerekir!
Ama kim yapacak?
Siyasetin umurunda değil, MEB, kendi sistemini düzeltemiyor, YÖK ise bu reformu gerçekleştiremeyecek kadar hantal, donanımsız ve vizyoner değil. Üniversitelerin kendileri bunu başaramaz mı? Yasalarla ellerinin, kollarının bağlı olmasını bahane etseler de, onlarda da bu cesaretin ve bu vizyonun olduğunu söylemek hayalcilik olur…
Ticaretteki rekabet koşulları çıtanın sürekli yukarılara tırmanmasına neden oluyor. 10 milyar dolarlık ihracattan 100 milyar dolarlık ihracata geliniyor.
Peki, aynı durum yükseköğretimde de söz konusu mu? Katkısı olmadığı söylenemez. Ama dağ fare doğurdu desek yalan olur. Çünkü onlar da, tıpkı devlet üniversiteleri gibi başlarını kumdan çıkartmıyorlar. Oysa, devlet üniversitelerinde batma söz konusu olmaz ama onlar için kaybedilen sadece para ve emek olmaz, kurucuların prestiji de büyük yaralar alır. İşte bu yüzden, kurucular, şapkalarını önlerine koyup bir kez daha düşünmek ve doluluk oranlarını artırmak zorundalar. Hocalar için o üniversite olmazsa, diğerine giderler. Çünkü her gün yeni üniversite kuruluyor ve ortada hoca yok. Ama kendi ayakları üzerinde duramayan bir üniversite daha ne kadar sırtta taşınır?..
Öğrenci popüler kültürün etkisinde ve popülaritesi yüksek üniversiteler arıyorlar. Bu da daha görkemli bahar şenlikleri yapmakla olmuyor. Umarız bu tercih döneminde, kendilerini doğru yöntemlerle, doğru mecralarda anlatırlar. Yoksa, kendilerini zor günler bekliyor…
Özetin özeti: Sınavları olduğu gibi keşke biraz da üniversiteleri ve geleceklerini de konuşsak. Üniversiteler, ülkelerin lokomotifidir ve onları yenilemeden ne yol alınır ne de farkındalık yaratılır…
2012 LYS 1 Geometri Soruları ve Çözümleri
Geometri soruları artık farklı gelmeye başladı.İspat yaptığımızda yada 1dk de çözülmeyen uğraştırıcı sorular sorduğumuzda burun kıvıran bunun kısa yolu yokmu diye düşünmeye üşenen öğrenilerime ithaf olunur
![]()
2012 Lys 1 Matematik Soruları ve Çözümleri
2012 YGS’de 700 bin öğrenci matematikten 0 çekti
2012 YGS ‘ye giren 1 milyon 837 bin öğrenciden 700 bini matematikten sıfır aldı. Bu öğrencilerin en az yarısının sözelci olmadığını varsayarsak .Türev integral gibi konuları başarıyla vererek ! büyük ihtimal mezun olacak bu öğrencilerimizin alacağı Lise diplomasının geçerliğini siz düşünün artık.Üstelik sıfır çekenlerin çoğu aslında negatif puan alanlardan oluşuyor.Yani yanlış sayıları doğru sayılarının 4 katından daha fazla
‘Her Çocuğa Bir Dizüstü’ programının, öğrencilerin gelişimine olumlu etkisi son derece sınırlı
Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yönelik başlatılan Her Çocuğa Bir Dizüstü (OLPC) programının, çocukların matematik veya dil bilgisinin yükselmesine herhangi bir katkı sağlamadığı ortaya konuldu.
2007 yılında başlatılan ve o günden bugüne değin küresel çapta bir milyonun üzerinde öğrencinin dizüstü sahibi olmasının sağlandığı proje ile teoride hedeflenen amaçların pratikte gerçekleşip gerçekleşmediğine yönelik Peru’da bir araştırma düzenlenmiş.
Ülke dahilindeki 319 tane ilköğretim okulunu kapsayan araştırma dahilinde, 15 ay süresince IDB’den (Inter-American Development) kurs alan dizüstü sahibi öğrencilerin neticeleri görmek amacı ile yapılan matematik ve dil testlerinde, programın öğrencilerin test sonuçları üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı ortaya konulmuş.
Dahası dizüstü sahibi olmaları öğrencilerin ne derslerle ilgili çalışmalarında ne de okumalarında herhangi bir artışa da yol açmamış.
IDB’ye göre bu başarısızlığın sebebi öğretmenlerin öğrencilere bilgisayarları verimli kullanabilmeli yolunda yeterli düzeyde rehberlik yapamamaları.
Bilgisayarlı öğrenci sayısının oranının 0.28′ten 1.18′e yükselmesini sağlayan kampanyanın faydası ise öğrencilerin artık kelime işlemleri gibi temel/basit görevleri daha rahat biçimde yapabilmeleri. Keza bilişsel yeteneklerinin de eskisine oranla arttığı belirtiliyor. Bununla beraber pek çoğunun web erişimi olmadığı için internet yetkinlikleri fazla gelişme gösterememiş.
Özetle sadece bilgisayar dağıtmakla, tablet vermekle olmuyor bu işler. Her şeyden önce çocukların rol model olarak benimseyebilecekleri, kendilerine hem öğretmenlik hem de rehberlik yapabilecek yetkin öğretmenler gerekiyor. Aksi halde faydasından çok zararı olacağını bile söyleyebiliriz hatta.
Umarız, FATİH Projesi dahilinde bizim yetkililerimiz de bu araştırmadan gerekli dersi çıkartırlar.
Rapora buradan erişebilirsiniz.
Böyle hoca kaldımı acaba
Tek tük de kalsa hala böyle uçuk matematikçiler vardır kimse onların hızını kesemez tahtayı aceleden ceketinin koluyla siler gerektiğinde cetvel bulamazlarsa böyle sandalyeyi kullanır yine derse devam ederler :)
Bugün Palindrom günü
Palindrom nedir derseniz soldan ve sağdan okuduğunuzda aynı şekilde okunan ifadelerdir diyebiliriz. Palindromlar sayı veya cümle olabilir.Örneğin benim ilk öğrendiğim palindrom “Ey edip adanada pide ye ” idi . 11022011 tarihide bu şarta uyuyor tabi biz Türkiyede bu formatta tarih kullanmıyoruz ama dünyada yaygın kullanım ilk önce ayın yazılması.İşin ilginç tarafıda bu konudaki öncülerden birinin Aziz İnan olması kendisi Portland Üniversitesinde Elektirik mühendisliğinde Profesör burda olsa koskoca Profesör olmuş nelerle uğraşıyor derlerdi heralde
Batman Denklemi
Matematikçilerin elinden uçanda kaçanda kurtulmuyor.Kendinizi biraz zorlarsanız Batman formülü ile grafiğini bile çizebiliyorsunuz ben denemedim ama merak edenler için formül aşağıda ..






